Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatını Etkileyen Bir Figür: Sabahattin Ali

kapak_134746

Hayatı

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatına damgasını vuran Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Eğridere’de doğmuştur. İsmini Prens Sabahattin’den almıştır. Babası Ali Selahattin Bey dönemin entelektüel isimlerinden olan Prens Sabahattin ve Tevfik Fikret ile dostluğundan ötürü çocuklarına onların isimlerini vermiştir. Sabahattin Ali İstanbul’da Üsküdar’da Füyûzâtı Osmâniye Mektebine başladı. Aynı dönemde Ali Selahattin Bey’in Çanakkale’ye tayini çıktı ve ailecek oraya taşındılar. Ancak Sabahattin ilköğrenimine Çanakkale İptidai Mektebinde devam ederken seferberlik ilan edildi ve okul öğretmensiz kalınca kapandı. Daha sonraları Ali Selahattin Bey’in de çabalarıyla okul tekrar açıldı.

Bu süreçte Sabahatttin’in annesinin ruhsal sorunları gündeme geldi. Sabahattin Ali’nin çocukluk arkadaşı Ali’nin annesi Hüsniye Hanım’ın kardeşi Fikret’e daha fazla yakınlık gösterdiğini,  Sabahattin’in içine kapandığını, okulda arkadaş ortamında oynanan oyunlara katılmadığını ve kendi halinde takılan sessiz ve yalnız bir çocuk olduğunu dile getirdi. Ancak tüm bu sorunlara rağmen Sabahattin Ali Edremit İptadi Mektebin’in başarılı öğrencilerinden biri oldu. Ali, 1921 yılında Edremit İptidai Mektebini bitirdikten sonra İstanbul’daki dayısının yanına gitti ve burada bir yıl kaldı. Ardından Balıkesir’e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebine kaydoldu. Bu süreçte şiir ve hikâye deneyimlerini geliştirmeye başlayarak okulunun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar göndermeye başladı. Ayrıca yine bu süreçte arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkardı. Sabahattin okulda geçirdiği süre içerisinde günlük tutmaya başladı, tiyatro ve sinemaya daha fazla gitti ve bunların sonucunda sanata olan ilgisi daha da arttı.

Sanata ve serbest bir yaşama daha fazla özenen Sabahattin Ali, okulun disiplinli ortamından sıkılıp fırsat buldukça sinema ve tiyatroya gitmeye başladı. Ancak Ali’nin okuldan kaçtığını fark eden okul müdürü ise kendisini ailesinin yanına göndermekle tehdit etti. Buna karşılık Sabahattin Ali intihar etmeye kalkıştı. Sabahattin bu intiharı ise bir blöf olarak nitelendirdi. Bu intihar girişimi ise arkadaşı ve öğretmenleri sayesinde engellendi. Bu intihar girişiminin ardından okul müdürünün de desteğiyle İstanbul’a naklini aldırdı. Ali, yine bu süreçte edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem’in desteği ile ”Çağlayan ve Akbaba” gibi dergilere şiirler ve hikayeler göndermeye başladı. Tüm bu sürecin ardından Sabahattin Ali 21 Ağustos 1927’de öğretmenlik diplomasını aldı. 

sabahattin-ali-potink-kitap-blog

Sabahattin Ali’nin Öğretmenlik Yılları

Sabahattin Ali öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ankara’da bir hastanede baştabip yardımcısı olarak görevini sürdüren dayısının yanına gitti. Bu süreçte Ali’nin dayısının tayini Yozgat’a çıktı. Dayısı Sabahattin’in yanında durmasını istediği için yeğeninin Yozgat’ta bir ilkokula öğretmen olarak atanmasını sağladı. Yozgat’ta geçirdiği süre boyunca Sabahattin’in çevresi dayısı sayesinde genişledi. Ancak Yozgat’ta onun şiirlerini, hikayelerini anlayacak tabiri caizse kafa dengi birini bulamadı. Bu süreçte Sabahattin, İstanbul’daki arkadaşı Nahit Hanım’a sitemkar ve yalnızlığını vurgulayan bir mektup yazdı. Bir yılın sonunda Sabahattin Yozgat’tan İstanbul’a tatile giderken Ankara’ya uğrayarak Milli Eğitim Bakanlığındaki tanıdıklarına uğradı ve Yozgat’tan ayrılmak istediğini dile getirdi. Ancak yetkililer Ali’nin genç bir öğretmen olmasından ötürü Avrupa’ya gitmesi için teşvikte bulundular.

Böylece Ali’nin hayatı bambaşka bir yöne çekildi. İki yılın sonunda yazar Türkiye’ye geri döndü ve Bursa Orhaneli’e ilkokul öğretmeni olarak atandı. Ardından Almanca yeterlilik sınavlarına girerek Aydın’da bir ortaokula Almanca öğretmeni olarak atandı. Ancak buradaki macerası da çok uzun sürmedi. Komünizm propagandası yaptığı iddia edildi ve hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmanın ardından Aydın Hapishanesi’nde tutuklu kaldı. Serbest bırakılmasının ardından Ali, Konya’da bir ortaokula Almanca öğretmeni olarak atandı.

Ancak Ali’nin Konya’daki görevi de çok uzun sürmedi.. Bunun sebebi ise; bir toplantıda okuduğu şiir ile Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi devlet yöneticilerini yerdiği iddiasıydı. Bu nedenle Sabahattin Ali tekrardan tutuklandı. Toplamda 14 ay tutuklu kaldı.  Ali tutuklu kaldığı bu süreci cezaevinden arkadaşı olan Ayşe Sıtkı’ya gönderdiği bir mektupta şu şekilde belirtti.

Mektubu;

“Benim mesele, senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namuzsuz başıma bu işi getirdi. Geçen sene Mayıs’ında falanca yerde Gazi’yi ima ve telmihen tahkiri tazammün eden bir şiiri falan yerde okudu, dediler. Adli safahat lehimde olduğu halde, müdde-i umumi yaranmak için mahkûmiyetimi talep etti, hakim de korktuğu için mahkûm etti. Temyiz, cezayı aleyhimde nakseti, cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi 14 aya mahkûmum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. 11 ayım kaldı demektir.”

Bu zaman içerisinde Sabahattin Ali’nin memurluktan kaydı silindi. Ardından Konya’dan Sinop cezaevine gönderilen Ali, yaşadığı tüm bu zorlukları, tecrübeleri ve değişimlerini kaleme almaya başladı. Gözlemlediği ve tecrübe edindiği her şeyi “Bir Şaka”, “Kanal”, “Kazlar”, “Bir Firar”, “Katil Osman” ve “Çaydanlık”  isimli hikayelerinde kullandı. Ardından Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde çıkan aftan yararlanarak serbest bırakıldı.

Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının en büyük figürlerinden biri olan Sabahattin Ali hakkında bloglarımız belli bölümler halinde yayınlanacaktır. Sabahattin Ali’nin bu yolculuğuna eşlik etmek için bloglarımızı takip etmeyi ve okumayı sakın unutmayın! 🙂

Potink Kitap

Benzer gönderiler

Bir yorum bırak