İnsanlığın Ortak Mirası, Acılardan Doğan Bir Hikâye: Kavruk Çocukluğumuz 

İnsanlığın Ortak Mirası, Acılardan Doğan Bir Hikâye: Kavruk Çocukluğumuz 

Son yıllarda, duyduğumuzda boğazımıza yumruların oturduğu, nefes almakta zorlandığımız haberlerin olduğu sabahlara uyanır olduk. Aklı başında birçok insanı, aklını başından alarak sokaklarda seslerini duyurmaya iten bu haberler, sizin de tahmin edeceğiniz gibi kadına şiddet veya kadın cinayetleri haberi. Her geçen ay artan, azalması gerekirken artan bu haberler, yine aklı başında olan insanları öfkeyle karışık artık bir şeyler yapma gerekliliği ile sokaklara çekiyor. Bu belki de birlikte olmak, hemcinslerine “yanımdayım, yanınızdayız” demek, bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki tarih boyunca eşitsizlikten ve eril düzenin getirdiği tahakkümden bunalan kadınların bu kez mücadelelerini kazanacağı oluşu. Bunu nereden mi biliyoruz? Son günlerde oldukça tartışılan ve kadına şiddeti, kadın cinayetlerini engelleyecek İstanbul Sözleşmesi’den böyle bir dönemde Türkiye olarak çıkılmasının istenmesi. İstanbul Sözleşmesi’nin bu kadar kadın cinayeti olduğu dönemde tartışmaya açılması tüm dünyada zorluklar çeken ama bu topraklarda daha çok acı çeken; baskıya, işkenceye, zulme maruz kalan kadınları çileden çıkarmaya yetti. Nihayetinde şimdiye kadar türlü sebeplerle baskılanarak susturulan kadınlar, sosyal medyayla beraber seslerini daha kolay duyurarak haklarını aramaya koyuldular.

Girişi bu kadar uzatmamın sebebi gündeme dikkat çekmek istemek kadar başlığa da adını veren kitap da, tıpkı diğer şiddet gören veya öldürülen kadınların hikâyesiyle paralellikler taşıyor olması. Esasında bu topraklarda yetişen ve sosyoekonomik sınıf fark etmeksizin her kadının benzer baskılara ve şiddete maruz kaldığı bilinen bir gerçek. Bunu anlamak içinse çok uzağa gitmenize gerek yok. En yakınınızda bulunan bir kadına gidip sorduğunuzda size nasıl baskılara, tacize veya şiddete maruz kaldığını anlatabilir. Bunların hepsini yaşamamış olabilir ama en az birini yaşadığını görebilirsiniz. Bu topraklarda neden bu kadar yaşandığına dair sebebi açıklamaya gerek yok sanırım. Bu kısmı tahmin yürüterek sizler de bulabilirsiniz.

Başlığımızı oluşturan Kavruk Çocukluğumuz kitabına dönecek olursak, yukarıda anlattığım birçok şey kitabın içeriğiyle paralel konular. Yazar Kadriye Memiş’in kişisel yaşam öyküsünden hareketle kaleme aldığı Kavruk Çocukluğumuz, birçok ailede olmasına rağmen aileye atfedilen kutsiyet yüzünden açığa çıkmayan şiddetin çocuklara yapılanını merkezine alıyor. Aile sevgisi, aile olabilmenin verdiği özlemden ve sevgi susuzluğundan doğan bu kitap, sizi geçmişe dair uzun bir yolculuğa çıkardığı gibi burnunuzun direğini sızlatacak bir dramı gözler önüne seriyor. Zaten kötü giden hayat şartlarında bu kadar hüznü ve kederi kaldırabilmek kolay mı bilmiyorum ama yaşanılan bu ortak acılarla bir nebze olsun hemhal olmamız gerekmiyor mu? Yani en azından ortak acıları hissederek daha insan kalmamız mümkün.

Bir yorum bırak